Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Başyazı

MİLLİ MÜCADELE’DEN ÇIKARILACAK DERSLER VE PES ETMEMEK ÜZERİNE

 

Milli Mücadele döneminde amansız şartlara rağmen sarf edilen çabayı hatırlamak bugün içinde bulunduğumuz koşulların aslında değiştirilebileceğinin açık bir ispatıdır. Önemli olan atalarımız gibi cesur olmaya devam edip, büyük düşünmeye, büyük hayaller kurmaya devam etmemiz. Pes etmek bizim tarihimizde olmadı. Çocuklarımıza daha müreffeh ve güçlü bir ülke bırakmak için var gücümüzle çalışmaya devam etmeliyiz.

 

Bundan 99 yıl önce kendi kurtuluşu için ülkesini terk edip kaçan Vahdettin'in İngilizlere sığındığı günlerde İstiklal Harbinden zaferle çıkan TBMM’nin temsilcisi İsmet Paşa da Lozan’daki sulh görüşmelerine başlıyordu. 1922'deki Büyük Zafer'in ardından önce Batı Anadolu işgalcilerden temizlenmişti. Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Doğu Trakya'nın da Türkiye'ye bırakılması kabul edilmişti. Doğu Trakya'nın Yunan işgalinden kurtarılması, Avrupa'da, “Türklerin yeniden Avrupa'ya dönüşü” olarak üzüntüyle karşılanmıştı.

 

İkilik yaratma çabaları bitmiyor
Savaş ortamına son verebilecek bir barış konferansının toplanması işini önce ağırdan alan İngilizler, daha sonra Türk tarafında ikilik yaratmak için hem İstanbul hem Ankara hükümetini Lozan kentinde toplanacak barış görüşmelerine davet ederler. İstanbul'daki Osmanlı Hükümeti TBMM Başkanlığı'na gönderdiği bir yazıda, Ankara Hükümeti ile birlikte gidilmesini önerir. Elbette İstiklal Harbini başlatan ve sonuçlandıran Ankara ile buna karşı durarak, işgalcilerden yana taraf olan ve artık temsil gücünü yitirmiş İstanbul’un yan yana gelebilmesi mümkün değildi. Mustafa Kemal Paşa’da bu yersiz teklifi, “Türkiye Devleti, yalnız TBMM Hükümeti tarafından temsil edilir” diyerek reddetti.

 

Saltanat kaldırılınca İngilizlerin planı da suya düşmüş oldu 
Öte yandan, İstanbul'daki hükümetin yerini koruma ısrarı Cumhuriyet sistemine geçiş konusunda Ankara’nın kararlılığını da artırdı. TBMM, 1 Kasım 1922'de saltanat ile hilafeti birbirinden ayırıp saltanatı kaldırdı. Böylece bir taşla iki kuş vuruldu. Hem Lozan Konferansı'na sadece Ankara Hükümetinin katılması sağlanarak, İngiltere'nin Türk tarafını bölme planı etkisizleştirildi, hem de cumhuriyetin önündeki en büyük engel olan ve fiilen bitme noktasına gelmiş saltanat ortadan kaldırıldı. Cumhuriyetin ilanı, saltanatın kaldırılmasıyla mümkün oldu. Böylece bir kişinin veya hanedanın değil kayıtsız şartsız millet egemenliğinin yolu açıldı.


Zaten İstanbul'un işgaline kayıtsız kalan ve kabullenen Vahdettin’in kendisine ziyaret eden Meclisi Mebusan heyetine söylemiş olduğu “Bir millet var koyun sürüsü, ona bir çoban lazım, o da benim”  sözü de, İstanbul’un milleti reaya yani adeta sürü olarak gördüğünün ve millet egemenliği için bu engelin artık kaldırılmasının zamanın geldiğine işaret etmiştir.


İşte Mustafa Kemal Paşa ülkenin sırtına yük haline gelen bu saltanatı kaldırmak için uygun zamanın geldiğini gördü. Lozan Konferansı öncesinde, ülkedeki iki başlılığa son vermek gerekçesiyle saltanatı kaldırma sürecini başlattı. Meclisteki komisyonlarda tartışıldıktan sonra hazırlanan ve 1 Kasım 1922'de açık oylamaya sunulan taslak, oy birliği ile kabul edildi. Böylece Emevi halifesi Muaviye'nin başlattığı babadan oğula geçen ve giderek yozlaşan saltanat uygulaması TBMM tarafından ortadan kaldırıldı.

 

“Askeri zaferler ekonomi zaferi ile taçlandırılınca anlamlı olur”
Lozan'daysa, İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyetinin, İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan heyetlerinden oluşan bir cepheye karşı aylarca süren diplomasi savaşı sonunda, 24 Temmuz 1923'te Türkiye'nin bağımsızlık belgesi Lozan Antlaşması imzalandı. Cumhuriyetin teşekkülüyle birlikte bu sefer de ekonomi mücadelesi başlatıldı. Zaten Mustafa Kemal Paşa’da 1923’te “Askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa devamlılık arz etmez, az zamanda söner.” diyerek bunu vurgulamıştır. Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte tüm ülkede 182'si işler durumda sadece 282 sanayi kuruluşu vardı. Bu kuruluşların tamamına yakını yabancıların ve azınlıkların elindeydi. Neredeyse temel tüketim mallarının tümü ithal ediliyordu. 1923'te ihracat 85 milyon lira, ithalatsa 145 milyon liraydı. Denizyolları ve limanlar yabancıların kontrolündeydi. Nüfusun okur yazar oranı yüzde 10 bile değildi. Bunlar dışında Osmanlı’dan 85 milyon altın liraya yakın dış borç da üzerimizde kalmıştı.

 

Yokluk ve yoksulluğun temelinde ekonomik bağımlılık yatıyordu
Ülkedeki bu yokluğun ve yoksulluğun temelinde ekonomik bağımlılık yatmaktaydı. Lozan’da elde edilen en büyük başarılardan biri de bu tablonun baş nedenlerinden olan kapitülasyonlarının İngiltere ve Fransa’nın tüm itiraz ve direnmelerine karşın kaldırılmasını sağlamaktı. Ayrıca kabotaj hakkı ve gümrükleri belirleme yetkisi de elde edildi. Mustafa Kemal Atatürk, ekonomik bağımsızlığa kararlıydı. Bu kararlılıkla İzmir İktisat Kongresi'ni topladı. 12 maddelik “Misakı İktisadi” kabul edildi. Ekonomide “Yeni Türkiye İktisat Okulu” adı verilen, Karma Ekonomi Modeline geçildi. 1924-1929 arasında İzmir İktisat Kongresi kararları doğrultusunda özel teşebbüsü destekleyen bir ekonomik program uygulandı. Tarımda, ticarette, sanayide kalkınmaya yönelik öncü adımlar atıldı. Hem Devlet bütçesi hem de dış ticaret denk tutuldu. Devalüasyona gidilmedi. Türk Lirası'nın değeri korundu. Üstelik aynı dönemde Osmanlıdan kalan borçlar da ödendi. Çok sayıda fabrika kuruldu ve Türkiye üreten bir ülke haline geldi.

 

Milli Mücadele ders kitabı gibi
19 Mayıs’ta Mustafa Kemal ile başlayan Milli Mücadele, askeri, siyasi, diplomatik, hatta iktisadi yönleriyle çok şey öğreneceğimiz muazzam bir kitaptır. Buradan çıkarılabilecek derslerin başında, hangi şartlar altında olursa olsun ümitsizliğe düşmemek gerektiği gelmektedir. Şartlar ne kadar zorlu olsa da bir başka dünya kurmak mümkündür. Ancak, bunun için mücadele etmeyi göze almak, doğru yol ve yöntemler bulmak gerekmektedir. Biz her zaman mücadeleci bir millet olduk. O günler fakirdik, yorgunduk, savaşlardan çıkmış bir millettik. Meclisi kuran, bize bu güzel vatanı bizlere armağan eden ecdadımız asla umutsuzluğa düşmedi. Elde yok avuçta yoktu. Ama istiklal aşkı ve gelecek için ümitleri vardı. Biz de cesur olacağız; büyük düşünmeye, büyük hayaller kurmaya devam edeceğiz. Çalışacağız, imkânsız denileni mümkün kılacağız. Başarılamaz denileni başaracağız. Pes etmek bizim tarihimizde olmadı. Bugün de pes etmeyeceğiz. Çocuklarımıza daha müreffeh ve güçlü bir ülke bırakmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

 

 

 



 
Ekonomik Forum dergisinin tamamı için lütfen buraya tıklayınız.




Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA