TOBB - Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Yavuz: “Sürdürülebilir ve uzun vadeli bir hayvancılık politikasına ihtiyaç var”


20.11.2014 / Afyonkarahisar



Afyonkarahisar Anemon Otel’de düzenlenen Büyükbaş & Küçükbaş Besi Hayvancılığı ve Teknolojileri Zirvesi’nde konuşan TOBB Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Faik Yavuz, gıda sorunu ve buna bağlı olarak hayvancılığın, önümüzdeki süreçte sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en temel konularından biri haline geleceğini söyledi.​

1950 yılından beri dünya nüfusu yaklaşık 3 kat arttığına dikkat çeken Faik Yavuz, “Nüfus her yıl ortalama 70 milyon kişi artıyor. Yani her yıl dünyaya bir Türkiye ekleniyor. Orta sınıfa mensup insan sayısı son 10 yılda, sadece Asya’da 500 milyon’dan, 2 milyara çıktı. Yani insanların beslenme alışkanlıkları değişiyor. İnsanlar artık daha fazla ve daha kaliteli gıdaya erişmek istiyor” diye konuştu.

 

Özellikle uzak doğu ülkelerinde Çin, Hindistan gibi nüfus yoğunluğu fazla olan ülkelerde ekonomik zenginleşme ile birlikte proteine ilişkin talebin arttığını bildiren Yavuz, dolayısıyla proteinin en büyük kaynağı olan ete ve hayvansal ürünlere de ilginin çoğaldığını söyledi.

 

2050'ye kadar dünya nüfusunun üçte bir oranında daha artacağını belirten Faik Yavuz şöyle konuştu: “Bu dönemde, dünyadaki et talebi de, tam iki katına çıkacak. Artık ülkeler, bütün hayvancılık politikalarını bu uzun vadeli projeksiyonlara göre şekillendiriyor. 21 yüzyılda hayvancılık bütün ülkeler için hem ekonomik olarak bir kazanç kapısı, hem de ülke güvenliği açısından öncelikli konu haline geldi. Bakın bugün dünyanın bütün icatlarını çıkaran, teknoloji yoğun bir üretim yapan ABD bile, hayvancılığa müthiş destekler veriyor. Neden? Çünkü bu bir ülke güvenliği meselesi. Bugün Amerika ülke sınırlarını bütün dünyaya kapatsa, kendi nüfusunu 10 yıl boyunca besleyebilecek hayvansal üretim kapasitesine sahip.

 

Ama bizde durum ne yazık ki bunun tam tersi. Ne yazık ki biz aynı durumda kendi nüfusumuzun hayvansal ihtiyacını karşılayacak durumda değiliz. Hayvancılık sektöründe piyasayı regüle etmek ve ülkemizde bu sektörü teşvik etmek üzere kurulan kurumların da et üretimi kapasitesini artırıcı yeterli bir faaliyeti olmamıştır. Ülkemiz potansiyel bir ithalatçı konuma gelmiştir.

 

Bu durumla ilgili pek çok faktör alt alta sıralanabilir. O ülkelerin iklim şartı bizim ülkemizle aynı değil. Yağış miktarı aynı değil vesaire. Ama ortada bir gerçek var. Türkiye et konusunda kendini, hatta bölgesini besleyebilecek bir potansiyele sahip. Ama biz bu potansiyeli bir türlü harekete geçiremiyoruz. Sıkıntı nerede? Bu işin sistemini, sistematiğini bir türlü kurgulayamadık. Sürdürülebilir ve uzun vadeli bir hayvancılık politikası oluşturamıyoruz. Büyük ülkelerin aksine, bunu bir devlet politikası olarak görmüyoruz. Biz hep TOBB olarak şunu söyleriz. Bir yerde sıkıntı varsa hatayı bireylerde aramayın. Orada sistem arızalıdır. Ne yazık ki hayvancılık konusunda da sistem arızalı.  Elbette pek çok olumlu adım atıldı.

Hayvan hastalıkları ile mücadele konusunda ve ırk ıslahı konusunda önemli yol kat edildi. Hayvan varlığı kademeli olarak arttırıldı. Ama sanki hep el yordamıyla ilerliyoruz.”

 

-Üretici para kazanmalı

 

 

Sorunun çözümün birinci şart olarak, üreticiye kazanç sağlayacak politikalar geliştirmeyi gösteren Yavuz, “Para kazandırmayan iş yapılmaz. Soruyorum kim para kazanmayacağı işe girer? Niye girsin? Bir işin gelişmesi isteniyorsa, o işi yapan para kazanmalıdır. Bizde para kazanmak sanki ayıp gibi algılanıyor. Hayır tam tersine kazanmamak ayıp. Batılı ülkeler bu yüzden bu sektöre büyük teşvikler veriyor. İşi yapan para kazansın ki iş devam etsin diye.

Bu mesele, gıda meselesidir. Yani insanın hayatı ve insan sağlığı meselesidir ve bu işin şakası olmaz. O nedenle, eğer hayvancılığı geliştireceksek, bu sektörü büyüteceksek; hayvancılarımızın, bu sektörle uğraşanların kazanç sağlayabileceği bir yapıyı kurmak zorundayız” dedi.

 

Kazancı artırmanın fiyatı artırmak anlamına gelmediğini söyleyen TOBB Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Faik Yavuz şunları söyledi:

 

“Kazanç, tüketici fiyatları artırılmadan da sağlanabilir. Yeter ki sistemi doğru inşa edelim.

Aslında işin formülü her yerde aynı. Sanayide de aynı, hayvancılıkta da aynı. İşin tamamı zincirin üç halkasından oluşur. BİR: Hammaddeyi alırsınız, İKİ: Tesiste işlersiniz ÜÇ: Pazarlanacak ürüne dönüştürür ve pazarlarsınız. Diğer bütün işlemler, bu zincirin etrafında gelişir. Eğer zincirin bu üç halkasından birinde sorun çıkarsa sistem tamamen etkilenir.

Hayvancılıkta da aynı sistem geçerli.  O nedenle, hayvancılık politikaları oluşturulurken, bütün sistem eşgüdümle ele alınmalı. Aksi takdirde çok açık söylüyorum, zaman ve kaynak israfından başka bir şey yapmayız.

 

-Zincirin ilk halkası yem.

 

Kaliteli, bol ve ucuz yem olmadan hayvancılık yapılmaz. Etin kalitesini ve fiyatını en fazla etkileyen unsur, yemin kalitesi ve fiyatıdır. O zaman, tarım politikalarında yem üretimine çok ayrı bir yer vermek lazım.

Bu çerçevede meracılık ve yem bitkisi üretimi çok önemli. Bakın besi diyoruz. Yani işin başı hayvanı beslemek. Hayvanı ucuza ve kaliteli besleyemedikten sonra ne yaparsanız yapın boş. Yemi ithal eden ülkede hayvanlık olmaz. Bu kadar net.

Dünyada yem bitkisi üretimi ve meracılık tıpkı buğday eker gibi, arpa eker gibi profesyonel bir tarım dalı olarak yapılıyor. Biz öncelikle bu alana yatırım yapmak çok ciddi teşvikler vermek zorundayız.

 

-İkinci halka kaliteli hayvan varlığı.

 

Bizim artık kendi ırkımızı oluşturabilmemiz gerekiyor. Melez olur, saf ırk olur. Ama kendi ırkımızı yapmamız lazım. Hem süt hayvanında, hem de et hayvanında ayrı ayrı ırklar yapmamız gerekiyor. İnanın Türkiye’de bunu yapacak yetişmiş eleman da var, bunu yapacak teknoloji de. Bizim insanımız gerçekten çok yetenekli, çok kaliteli.

Tek yapmamız gereken buna kaynak ayırmak, tarihi somut bir hedef olarak önümüze koymak.

Ve bizim bu ırkları koruyabilmemiz lazım. Bunun için çok güçlü bir kayıt ve kontrol sistemi gerekiyor. Bakın, Fransa’da, İngiltere’de iki farklı bölgede hayvan ırkı yetişiyorsa, adam bu iki farklı bölge arasında hayvan giriş çıkışı yaptırmıyor. Irklar karışıp bozulmasın diye her bölgenin ırkını koruyor. Bu sayede hem ırkı koruyor, hem de hastalıkları kontrol altında tutabiliyor. Bizim de özellikle hastalıktan arındırma ve verimli üretim açısından hayvancılık bölgelerini belirleyip oluşturmamız çok önemli bir meseledir. İşte Afyon bu potansiyeli olan bölgelerden biri. bunu değerlendirmek gerekiyor.

 

-Zincirin son halkası ise ürün olarak çıkan et ve süt.

 

Bu konuda, et ve süt hasadını yaptığımız tesisleri modern hale getirmekten başka çaremiz yok. Bu, hem ürünün kalitesi ve hijyeni, hem de verimlilik açısından çok önemli.

İşte bizim hayvancılık politikalarının tamamını, bu üç konu çerçevesinde değerlendirmemiz gerekiyor.  Diğer bütün sorunlar da, bu yapı etrafında zaten çözüme kavuşturulacaktır.

Sistemi inşa ederken bir şey daha çok önemli.

Sistemin tam anlamıyla kayıt altına alınması. Bakın kayıt dışı olan hiçbir işte sağlıklı politika üretemiyoruz. Yani kayıt dışı üretimin, kayıt dışı alım ve satımın yapıldığı yerde politika üretemiyorsunuz. İşte burada sistemi kurgularken Ticaret Borsalarının bu sistemin ana mekanizmalarından biri olarak kurgulamamız gerekiyor.

Bakın alım satımların Borsa üzerinden yapılmasının çok somut faydaları var. üretici kazanıyor, tüccar sanayici kazanıyor.

 

-İşin püf noktaları

 

Çok kısaca özetleyeyim, kayıt altına alma kolay ve hızlı hale geliyor. Hayvancılık destekleri buna bağlı olarak daha hakkaniyetli dağıtılabiliyor. Yani işin gerçek sahipleri Borsada ortaya çıkıyor. Hatırlayın bazı hayvancılık desteklerinden sektörle hiç alakası olmayanlar pay almıştı. İşte borsa tescili bunun önüne geçiyor. Üretici veya alıcı fiyatları düzenli takip edip kendisi için en uygun zamanda piyasaya girebiliyor. Yani hem üretici, hem tüccar, hem sanayici kazanıyor.

Üreticiler banka kredisi kullanacaklarında ellerindeki hayvan varlığını ve piyasa fiyatlarını teminat referansı olarak kullanabiliyor. Yani finansmana daha kolay ulaşıyor. Et üreticisi bu sistemde, yılın 12 ayında istediği kalitede ürün bulabilme imkanına kavuşuyor.

Ve en önemlilerinden biri Borsacılığın yaygın olduğu sistemde birkaç büyük oyuncu piyasanın tamamını kontrol edemiyor. Piyasa buna müsaade etmiyor. Daha pek çok fayda sayılabilir. Ama kısaca bu şekilde özetleyebilirim. İşte bu yüzden TOBB ve Ticaret Borsaları olarak biz bu işe son dönemde büyük önem verdik. Örnek uygulamalar başlattık.

Bugün itibariyle tüm Türkiye’de Ticaret Borsalarımızın 23 adet canlı hayvan pazar yeri bulunmaktadır.

Edirne Ticaret Borsası bünyesinde; Canlı Hayvan Borsası olarak müzayede usulü alım satım tekli ve çoklu olarak yapılmaktadır.

Sakarya Ticaret Borsası canlı hayvan borsası bütün alt yapılarını tamamlamıştır.

Afyonkarahisar Ticaret Borsası canlı hayvan borsası inşaatını tamamlamak üzeredir.

Ankara Ticaret Borsası olarak biz de çok ciddi bir yatırım yaptık. Şimdi yapmamız gereken besi hayvancılığını yaygınlaştırıp profesyonel hale getirmek, bu işi yaparken de sistemli bir şekilde yapmaktır. Bu sistemin ana omurgalarından biri de kapasitesi olan Ticaret Borsalarını bu sistemin parçası haline getirmektir.

Bu yapıyı sağlıklı kurmadan, bütün vatandaşlarımıza bedava hayvan dağıtsak, hayvancılığı yine de geliştiremeyiz. Vatandaşa kaliteli ürün satamayız, hayvancımızın cebine para koyamayız.”





Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA