Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği

Başyazı

İSTİKLAL HARBİ VE SONRASINDAKİ BAŞARININ ARDINDA BİR OLMAK VARDI

 

İstiklal Marşımızın ve ilk çağdaş dönem Anayasamız olarak kabul edilen 1921 Anayasasının kabulünün 100’üncü yıl dönümündeyiz. O dönemi göz önüne getirdiğimizde her iki adımın da ne kadar yerinde olduğunu göreceğimiz bu yazı ile İstiklal Harbi ve sonrasında yek vücut olmuş bir millet iradesinin bu vatanı nasıl kurduğunu anlamış olacağız.

 

Tarihimizde önemli yer tutan iki önemli olayın; İstiklal Marşımızın ve ilk çağdaş dönem Anayasamız olarak kabul edilen 1921 Anayasasının kabulünün 100’üncü yıl dönümündeyiz. O tarihte içinde bulunduğumuz durum düşünüldüğünde bu iki adımın önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta söylediği gibi Osmanlı Devleti'nin dahil olduğu grup, Harbi Umumi'de mağlup olmuş, Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütarekename imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi Harbi Umumi'ye sevk edenler, kendi hayatlarının endişesine düşerek, memleketten firar etmişler.

 

Millet yorgun ve fakir düşmüş, vatan işgale uğramış haldeydi
Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf devletleri, mütareke hükümlerine riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askeri kıtaları; Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor.

 

Sevr Anlaşması ile çöküşün son adımı da atılmış oldu
Görüldüğü gibi Birinci Dünya Savaşı’nda mağlubiyetle çıkmış Osmanlı devleti çöküşün eşiğindedir. Yurdun dört bir yanında işgaller başlamıştır. Ordu dağıtılmış, ekonomi çökmüş, üretim durmuştur. Sevr Anlaşması bu çöküşün son adımı olmuştur. Savaştan mağlup çıkan devletler içinde başkenti işgale uğrayan tek ülke olmamız da ayrı bir utanç verici hadise olarak tarihe geçmiştir.

 

Milli Mücadele’nin meşruiyeti hür ve seçilmiş Meclis’ten kaynaklanıyordu
İşte bu felaket tablosunun ortasında ümitlerini yitirmeyen Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Anadolu'ya geçip Milli Mücadele'yi başlatmıştır. Bunun üzerine İstanbul Hükümetince görevinden alınmış, rütbeleri ve nişanları sökülmüştür. Sonra da idama mahkûm edilmiş, öldürülmesinin dine uygun olduğunu yazan fetvalar yayımlanmış, üzerine silahlı kuvvet gönderilip öldürülmeye çalışılmıştır.
Anadolu’da milli direnişi başlatmak üzere istişareyi ve birlikte hareketi öne çıkaran Mustafa Kemal Paşa yurdun dört bir tarafına mesajlar göndererek Anadolu’daki ordu birliklerini, idare âmirlerini, zaten başlamış olan milli direniş hareketlerini ve milli cemiyetleri Milli Mücadele ve kendi liderliği altında örgütlemeyi başarmıştır. Dolayısıyla Milli Mücadele bir ekip hareketiydi, halka dayanıyordu, lideri Mustafa Kemal’di. Milli Mücadele’nin meşruiyetini hür ve seçilmiş Meclis’ten alması da ayrıca fevkalade önemliydi.

 

Bir milletin ızdırabı ancak bu kadar derin anlatılabilirdi
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Savaşımızı bütün anlamlarıyla kavrayıp, ruhunun adeta her zerresinde hissederek en güzel şekilde şiirleştirdiği için ‘İstiklal Marşı şairi’ olmuştur. 1921'de açılan İstiklal Marşı yarışmasına 700'den fazla şiir gönderilmiştir. Yarışmaya Akif katılmamıştır. Çünkü kazanacak şiiri yazına 500 lira ödül verilecektir ve Akif bunu kabul etmemektedir. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, "Herkesi tatmin edebilecek ve o günlerin heyecanını ifade eden bir şiire rastlamadıklarını" açıklamıştır. Sonrasında da Akif'e resmen yazı göndererek ‘İstiklal Marşı’nı yazmasını rica etmiş, ödül sorununa bir çare bulunacağını belirtmiştir. Ve Akif'in ‘İstiklal Marşı’, 12 Mart 1921'de Meclis'te okunmuş ve ayakta alkışlarla kabul edilmiştir. Kendisi parasızlıktan paltosuz gezen Akif, ödül parası olan 500 lirayı Sarıkışla Hastanesi’ndeki yaralı gazilere ve fakir kadınlara örgü öğreterek meslek kazandırmaya çalışan bir hayır kurumuna bağışlamıştır.

 

“Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”
Mehmet Akif, vefat etmeden son olarak şunları söylemiştir: “O şiir milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde kurtuluş dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. Bir daha yazılamaz. Onu ben de yazamam. O şiir benim değil, artık milletin malıdır." Büyük tarihçi yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın da ifadesiyle "İstiklal Marşı çok büyük edebi bir metindir. Çok derin bir felsefesi vardır. Derinliği olan bir metindir.” Mehmet Âkif büyük bir şair olduğu gibi nesillere örnek olacak bir ahlak adamıdır. Cenazesini millet ona layık bir ilgiyle kaldırmıştır. Büyük Âkif’in şu sözleri ebedi duamızdır: “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”

 

1921 Anayasası ile ilk defa saltanatın yerini millet aldı
Öte yandan 23 Nisan 1920'de açılan TBMM, İstanbul Hükümeti'nin dışında milleti temsil eden ve işgale karşı duracak yeni bir siyasal otorite olarak ortaya çıkıyordu. Ve yeni bir anayasaya ihtiyacı vardı. TBMM açıldıktan birkaç ay sonra yeni anayasa çalışmalarına başlandı. 20 Ocak 1921'de ‘Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ adlı 1921 Anayasası'nı kabul edildi. Osmanlı Padişahının ve Hükümeti'nin tüm yetkilerini elinden alarak, milletin gerçek temsilcisi durumundaki TBMM'ye veri. İlk defa saltanatın yerini millet egemenliği alıyordu. 1921 Anayasası, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir; idare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır” diyen 1. maddesi ile Türkiye'de hem fiilen hem de hukuken Cumhuriyeti kurdu. 1921 Anayasası'nda 29 Ekim 1923'te yapılan değişiklikle de Cumhuriyetin adı resmen konmuş oldu.
Diğer taraftan 1921 Anayasası, 23 madde ve 1 ek maddeden oluşan çok kısa ve geçici bir anayasadır. Kanuni Esasi olmaktan ziyade Teşkilatı Esasi şeklindedir. Temel hakları, yasama, yürütme, yargı yetkilerinin kullanılışını ve devlet örgütünü her yönüyle açıklayan bir anayasa değildir. Anayasalarda bulunması gereken geleneksel bölümlerden yalnızca birine, devletin kuruluşuna yer verilmiştir. Dolayısıyla günün şartlarına göre hazırlanmış ve kısa dönemli ve geçici bir metindir. Nitekim tüm bu eksiklikleri nedeniyle 1924’de yeni ve daha kapsamlı bir Anayasa hazırlanacaktı.
İşin özü bir millet düşünün ki yokluklar içindeyken bile vatanı kendi elleriyle kurtarıyor. Bir şair düşünün ki vatanın çektiği tüm acıları yüreğinin en derinlerinde hissediyor, bunlara tercüman oluyor ve kazandığı her bir kuruşu bu vatanın gazilerine yani evlatlarına harcıyor. Yine bir lider düşünün ki tüm koşullar aleyhine de olsa, katli vaciptir diye fetvalar da çıkarılsa, yine de yılmıyor ve milletini zafere taşıyor. İşte böyle bir cehennem çukurundan çıkmayı başarmış bu millet yekvücut olarak her güçlüğü aşmayı başaracaktır. İstiklal Harbinin tüm kahramanlarını rahmetle, minnetle, saygıyla anıyoruz. Ruhları şad olsun.

 



 
Ekonomik Forum dergisinin tamamı için lütfen buraya tıklayınız.




Adınız Soyadınız
E-Posta Adresiniz
Kullanıcının E-Posta Adresi
Gönderenin Notu
Mesajınız Gönderilmiştir
İlginiz için teşekkür ederiz
ARAMA